Bizim ku?ak “?stanbul müzi?i” sözünü ilk kez Niyazi Say?n’dan duydu galiba. O da Mesud Cemil’den i?itti?ini söylüyor. Mesud Cemil Bey, babas? hakk?nda yazd??? Tanburî Cemil’in Hayat? ba?l?kl? kitab?nda uzun bir yer ay?rd???, Cemil’in hamisi Ferik Yanyal? Mustafa Pa?a’n?n o?lu, Cemil’in gençlik arkada?? ve hayran? Mahmut Demirhan’dan ald??? bir mektupta söz eder bundan:
… bizimki ne Türk musikisi, ne ?ark musikisi, ne de hududu ve mefhumesi içine dergâh, Enderun ve meyhane giren Osmanl? musikisidir. Bu benim görü?ümle ve ihtisas?mla ancak “?stanbul musikisidir”; kökleri ve unsurlar? ile melodilerini bu güzel ?ehrin, cennetpâre ?stanbul’un o emsalsiz ?afaklar?ndan, mehtaplar?ndan, tulû ve guruplar?ndan ve her taraf? saran a?k ve zarafet tecelliyat?ndan al?p bizi esirî bir isti?rak içinde bay?ltan bir musikidir ki bunu da halkeden büyük Tanburi Cemil’dir.1
Bu yakla??m, bir efsane yaratma e?ilimi ta??yorsa da, elbette önemli bir iddiay? da ortaya at?yor. Bütün bir tarihi, bütün bir müzik kültürünü bir ki?iye ba?layan böyle bir iddiay? görmezden gelmek onu hafife almak olur. Bunun bir benzeri, ?iirde Yahya Kemal’in ?stanbul sevgisinde görülür. Yahya Kemal, ?stanbul üstüne bir “?iir kurar”; ?stanbul’a a?k?n? anlatacak ?ey ?iirdir ancak. Demirhan’?n hayranl?k dolu bir a?kla yans?tt??? bu ?iirsel anlat?ma “?stanbul müzi?ini gerçekten Cemil temsil eder mi?” diye bir soruyla bakmak istiyorum.
Birkaç parametre üzerinde durabiliriz. ?lk olarak “müzisyen”: “Müzisyen” diye tek tek bireylerden de?il, bir karakterden, bir meslekten, bir sanatç? kategorisinden söz ediyorum. Osmanl? kültüründe müzik yaz?lan de?il, icrayla var olan, hocadan ç?ra?a me?k ederek geçen hem ki?isel hem de toplumsal belle?e teslim edilmi? bir sanat alan?d?r. Bunun do?al sonucu unutulmak, farkl?la?t?r?lmak, de?i?tirilmektir. Bir eser, her icra edili?inde bir kez daha ayn?s? yap?lamayacak biçimde yeniden yarat?lm?? olur bu yolla. Nota gibi bir ba?ka mecrada temsil edilmeyen eser, böylece her zaman kendisi olarak hayat?n? sürdürecektir —e?er gözden dü?üp unutulmazsa. Eserin de?i?meden yinelenmesi söz konusu de?ildir. Bu de?i?imi gerçekle?tiren “müzisyen” den ba?kas? de?ildir. ?crada eseri her müzisyen de?i?tirir, ama de?i?imin hem di?er müzisyenlerce hem de toplumca benimsenmesi zorunludur. Bunu yapabilecek yetene?e, yarat?c? güce sahip müzisyeni yarat?c? icrac? diye nitelemek isterim. Yarat?c? icrac?lar aras?nda sesini duyabildiklerimizin en eskilerinden biridir Tanburi Cemil. Ses kayd?n?n yap?labildi?i, bu kay?tlar?n yay?labildi?i bir dönemde ya?ad??? için ?ansl?d?r Cemil Bey. Biz de Cemil Bey’i dinleyebildi?imiz için ?ansl? olmal?y?z. Ama Tanburi Cemil Bey gibi müzi?i kendi yetene?i ve bu yetene?in imkan sa?lad??? müzik anlay???yla ortaya koydu?u, özellikle, tanbur ve kemençe icralar? yaln?z sazendeleri de?il, neredeyse ?stanbul’daki bütün 20. yüzy?l müzik evrenini etkisi alt?na alm??, sanki bütün bir Osmanl? müzik tarihindeki icralar bu üslupla yap?lm?? gibi gerçek olma olana?? bulunmayan bir yan?lg?ya yol açm??t?r.
?kinci parametre “meclis”: Osmanl? toplumunda halka aç?k konserler olmad???na göre, bir yarat?c? icrac?’y? toplum nas?l dinleyecekti? Osmanl? zurafas? sohbet edip, ?iir söyleyip, müzik icra etti?i meclislerde bir araya gelirdi. Patrimonyal bir yap?ya sahip Osmanl? toplumunda model padi?ah meclisleriydi. ?ster padi?ah?n, ister yüksek bir devlet görevlisinin, ister bir ?airin veya s?radan bir ki?inin meclisi ya da Anadolu’da bir kentteki yaran meclisi olsun, içerik ve biçim bak?mlar?ndan neredeyse birbirlerinin ayn?d?r. Kat?lanlara özel, mahrem toplant?lard?r bunlar. Bu toplant?lar?n ana karakterini birlikte zaman geçirmek, ayn? ?eyden birlikte zevk almak, böylece birlikte “hal olmak” diye özetleyebilirim. Amaç vecde varmak ise bunu gerçekle?tirecek araçlard?r a?k, içki, ?iir, müzik ve dans. Meclis yap?s?n? Hollandal? tarihçi Johan Huizinga’n?n, homoludens ad?n? verdi?i kültür yarat?c? bir paradigma olarak geli?tirdi?i oyun kuram? üzerinden aç?klayabiliriz.2 Oyunlar bir mekânda ve bir zamanda oynan?yorlar. Belli bir alan? ve belli bir zaman? var oyunun. Oyuncular yaln?zca bu alanda ve oyun süresince olmak üzere gerçek kimliklerini b?rakarak kat?l?yorlar oyuna. Gerçeklik, art?k bu süre içinde bu alanda olup bitenlerdir ve bunlar?n geçici oldu?unun bilincindedir kat?lanlar. Buradaki gerçeklik kat?lanlar? yükseltmeli, ortak bir “gönül birli?i”ne ula?t?rmal?d?r. Bir süre sonra oyun biter, her ?ey sona erer, ama deneyimlenen vecd hali, yükseli? ve ar?nma sizi içine alm??t?r. Bunu sa?layan, Aristo’nun katharsis kavram?nda içeri?ini bulan belli bir estetik çerçevesinde sanata dönü?mesidir meclisin.3 “Müzisyen” kendini bu meclis için, meclis de müzisyeni kendisi için yeniden var eder. Müzik orada de?i?ir.
Müzik söz konusu olunca, bir mecliste iki grubun varl???n? görmek zorunludur: Söyleyenler ve dinleyenler. Söyleyensiz bir dinleyici olamaz do?al olarak, dinleyicinin yolunu çizen söyleyendir. ?kisi de meclisin bile?enidir. Ne müzisyen “konser sanatç?s?”, ne de dinleyici “konser izleyicisi”dir; ne de bu ikisini seyreden bir “seyirci” vard?r ortada. Meclisi var eden kat?l?mc?lar?d?r. Bunun, Nietzsche’nin “ideal seyirci”siyle4 Umberto Eco’nun, yazar?n niyetini tam olarak anlayan “ideal okur” kavram?na at?fla ideal dinleyici oldu?unu söylemek gerekir.5 Dinleyici, meclis bütünü içinde müzi?in esteti?ini yaratan icrac?n?n yan?nda, ona cevap veren iki parças?ndan biridir.
Üçüncü parametre “üslup”: Eser ancak her seferinde icrayla yeniden yarat?larak hayat buldu?una göre, yarat?c? icrac?n?n dinleyen taraf?ndan onaylanm?? esteti?i kendi ça??n?n üslubunu belirleyicidir. Bu hem hanende hem de sazende için böyledir. Osmanl? müzi?inde zaman içinde pek çok çalg? kullan?lm??, bunlar?n bir bölümü zaman?n esteti?ine ayak uyduramay?p yok olmu?, yenileri gelmi?, kimileri geli?erek istenen t?n?ya kavu?mu?lard?r. Çalg?n?n anlam? nesnesinden çok onu çal?? biçimindedir. Üslubu ortaya ç?karan çalg?y? çalan ki?inin yarat?c? dehas?ndan ba?ka bir ?ey de?ildir.
Cemil Bey’in saz? tanbur ?stanbul’da geli?mi? bir çalg?. 17. yüzy?ldan bu yana giderek teknesi büyümü?, derinle?mi?, ba?adan yap?lm?? sert m?zrab?yla çal?narak kendine özgü “enînli tanînli”6 bir sada edinmi?tir. Bu geli?me kendili?inden olmad? tabii ki. Bir yandan tanburiler, öte yandan çalg? yap?mc?lar? ve beri yandan ça??n geli?en estetik anlay??? tanburu ?stanbullu zurafan?n zevkine kar??l?k verecek bir yap?ya kavu?turdular. Tanburi Cemil’in tanburlar?ndan bu yana bu çalg?n?n geli?imi sürmektedir. Tanburun bugüne dek süregelen evrimi ?stanbul’da, ?stanbullularca sa?land?. Bunun için ?stanbullu bir çalg?d?r tanbur.
Mahmut Demirhan’?n, Tanburi Cemil Bey’i bütün bir ?stanbul müzi?ini temsil eden bir sazende olarak göstermesi, yaln?zca tanbur çalmas?ndan ya da ?stanbul’un büyüleyicili?inin esiri olup içine dalmaktan çok ?stanbullu müzisyenin, Cemil gibi yarat?c? icrac?lar?n ve onlar?n içinde ya?ad?klar? kültürün sonucudur. E?er bir ?stanbul müzi?inden söz edeceksek, bu, Cemil’in yapt??? gibi, III. Selim’in müzi?ini de apokries ?enliklerindeki danslar? da çingene çalg?c?y? da kendi üslubunun içinde kayna?t?rarak icraya “modern” bir estetik getirmekle mümkün olabilir.
NOTLAR
1. Mesud Cemil, Tanburî Cemil’in Hayat? (Ankara: [Sakarya Bas?mevi], 1947): 87.
2. Johan Huizinga, Homo Ludens. Oyunun Toplumsal ??levi Üzerine Bir Deneme, çev. Mehmet Ali K?l?çbay (?stanbul: Ayr?nt?, 2013).
3. Sanat-estetik alan?nda zihin aç?c? bir sözcük olarak katharsis kavram? için bkz. Aristoteles, Poetika. ?iir Sanat? Üstüne, çev. Samih Rifat (?stanbul: Can Yay?nlar?, 2007): 32.
4. Friedrich Nietzche, Tragedyan?n Do?u?u, çev. Mustafa Tüzel (?stanbul: Türkiye ?? Bankas? Kültür Yay?nlar?, 2013): 44-51.
5. “Niyet”, “örnek okuyucu”, “ideal okuyucu” kavramlar? için Umberto Eco’nun ?u kitaplar?na bkz. Yorum ve A??r? Yorum, çev. Kemal Atakay (?stanbul: Can Yay?nlar?, 2011); Genç Bir Romanc?n?n ?tiraflar?, çev. ?lknur Özdemir (?stanbul: K?rm?z? Kedi Yay?nevi, 2011); Anlat? Ormanlar?nda Alt? Gezinti, çev. Kemal Atakay (?stanbul Can Yay?nlar?, 2011).
6. “Enînli tanînli” deyi?i Melih Özalt?ner’e aittir. Bkz. Melih Özalt?ner, “Tanbur yap?m? üzerine notlar”, yay?na haz?rlayan Bülent Aksoy, Mus?ki?inas 3 (Bahar 99): 41-50. Bu yaz? ilk defa Z Dergisinde yay?nlanm??t?r.